Yazar "Demirel, Birsen" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 16 / 16
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe An Investigation of the Role of Phase Angle in Malnutrition Risk Evaluation and Clinical Outcomes in Patients with Head and Neck or Brain Tumors Undergoing Radiotherapy(Routledge Journals, Taylor & Francis Ltd, 2024) Emir, Kubra Nur; Demirel, Birsen; Atasoy, Beste M.This cross-sectional study aimed to investigate the role of bioelectrical impedance analysis (BIA) and phase angle measurement in assessing malnutrition in head and neck (n = 37) and brain (n = 63) tumor patients received radiotherapy. Common nutritional screening and assessment tests were used to identify malnutrition in the patients. Each patient underwent these tests once, along with phase angle measurement. Additionally, inflammation parameters, including neutrophil lymphocyte ratio (NLR), platelet lymphocyte ratio (PLR), and systemic inflammatory index (SII), were calculated. All study results were correlated with the phase angle cutoff point of 5.72(degrees). The phase angle demonstrated significant correlations with subjective global assessment (SGA), mini nutritional assessment (MNA) scores, BIA parameters, nutritional index, NLR, and SII (p < 0.05). Moreover, in head and neck tumor patients, those with higher standardized phase angle values exhibited significantly better two-year overall survival (32.1% vs. 87.5%, p = 0.006). The phase angle measurement is a convenient, noninvasive, and reproducible method that can complement existing tools for assessing malnutrition risk in radiotherapy patients. The significant correlations observed between the phase angle and various nutritional, inflammation markers and prognosis highlight its potential utility. Further studies incorporating a larger patient cohort will be beneficial in establishing a standard phase angle reference value for cancer patients.Öğe Attitudes and preferences of consumers towards functional foods enriched with omega-3 fatty acids(Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, 2021-08) Demirel, BirsenABSTRACT: In recent years, increasing attention has focused on foods enriched with omega-3 fatty acids due to their positive effects on health.. Natural omega-3 fatty acid sources include aquaculture and plants such as walnut, flaxseed, and purslane. In view of the inadequate intake of omega-3 fatty acids in modern diets, several enriched functional foods have been developed on a large scale to improve nutrition. Several types of functional products have been progressively manufactured following the advent of novel food technologies. In the current study, consumer attitudes, knowledge and preferences of functional foods enriched with omega-3 were assessed in a survey including 819 participants in Istanbul, Turkey. The survey findings revealed that 72% of the participants consumed omega-3 fatty acids from natural sources, 17% used fish oil capsules, and only 11% preferred foods enriched with omega-3 fatty acids.Öğe Attitudes and Preferences of Consumers Towards Functional FoodsEnriched with Omega-3 Fatty Acids(2021) Bilsel, Alev Yüksel; Demirel, Birsen; Yeşilçubuk, Neşe ŞahinIn recent years, increasing attention has focused on foods enriched with omega-3 fatty acids due to their positive effects on health..Natural omega-3 fatty acid sources include aquaculture and plants such as walnut, flaxseed, and purslane. In view of the inadequateintake of omega-3 fatty acids in modern diets, several enriched functional foods have been developed on a large scale to improvenutrition. Several types of functional products have been progressively manufactured following the advent of novel food technologies.In the current study, consumer attitudes, knowledge and preferences of functional foods enriched with omega-3 were assessed in asurvey including 819 participants in Istanbul, Turkey. The survey findings revealed that 72% of the participants consumed omega-3fatty acids from natural sources, 17% used fish oil capsules, and only 11% preferred foods enriched with omega-3 fatty acids.Öğe Bariatrik Cerrahi Hastalarının Sağlıklı Yeme İndeksi ile Diyet Kalitelerinin Değerlendirilmesi(2023) Işık, Yasin; Demirel, Birsen; Erdem, Nihal Zekiye; Avuk, Hande SevenAmaç: Bu çalışmada, Sağlıklı Yeme İndeksi (SYİ) ile bariatrik cerrahi hastalarında diyet kalitelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma Kasım 2018 – Mart 2019 tarihlerinde Sleeve Gastrektomili (SG), en az 3 ayını doldurmuş, toplam 44 (%75’i kadın, %25’i erkek) gönüllü birey üzerinde 40 sorudan oluşan anket formu ile yüz yüze görüşme yöntemiyle yapılmıştır. Bireylerin diyet kaliteleri Sağlıklı Yeme İndeksi-2010 ile değerlendirilmiştir. Bulgular: SYİ toplam puan ortalaması 62,15±6,13’tür ve cinsiyetler arasında farklılık görülmemiştir (p=0,586). SYİ alt gruplarına göre süt, protein ve sebze, meyve grubu yiyecekleri yüksek diyet kalitesinde ve tam tahıllı yiyecekleri ise düşük diyet kalitesinde tükettikleri saptanmıştır. Cerrahi sonrasında beslenme desteği alanların diyet kalitesinde toplam sebze puan ortancası, beslenme desteği almayanlardan daha yüksek; yağ asitleri puanı ise daha düşük bulunmuştur (p=0,038, p=0,019). Kadınların günlük enerji alım ortalaması 963,2±134 kkal, protein alımı 45,2±9,1 g iken erkeklerin sırasıyla 1049,8±121,5 kkal ve 53,5±5,3 g olarak bulunmuştur. Erkek bireylerin günlük protein alım miktarı kadınlardan istatistiksel olarak önemli fazla saptanmıştır (p=0,007). Her iki cinsiyette folat, D vitamini ve tiamin günlük alımının yetersiz olduğu saptanmıştır. Günlük kalsiyum, folat, sodyum alım düzeyinin erkeklerde; çinko alım düzeyinin ise kadınlarda daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0,05). SYİ’ye göre 1 hastanın da iyi diyet kalitesine ve 43 hastanın geliştirilmesi gereken diyet kalitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bariatrik cerrahi sonrası iyi diyet kalitesi besin öğesi yetersizliklerinin öngörülmesinde önemlidir. Bu araştırmada, sleeve gastrektomili hastaların diyet kalitelerinin kötü olmadığı ancak geliştirilmesi gerektiği saptanmıştır. Daha geniş popülasyonda sağlıklı yeme indeksiyle yürütülecek çalışmalar, bariatrik cerrahi hastalarında sağlıklı vücut ağırlığı kontrolü ve diyet kalitesinin iyileştirilmesinde fayda sağlayacaktır.Öğe Beyaz ve Mavi Yakalı Sanayi Çalışanlarının Diyet Kalitesi, İş Stresi ve Kaygı Durumlarının Değerlendirilmesi(Manisa Celal Bayar University, 2024) Aras, Rabia; Demirel, Birsen; Avuk, Hande SevenAmaç: Bu çalışma, endüstriyel kuruluşlarda farklı pozisyonlarda çalışan bireylerin beslenme kalitesi, iş stresi ve kaygıları arasındaki ilişkiyi incelemek için yürütülmüştür. Gereç ve Yöntemler: İstanbul’da endüstrilerde çalışan, yaşları 18-65 arasında değişen toplam 132 gönüllü değerlendirildi. Çalışmada, iş stresi ve kaygı ölçümleri için İş Stresi Ölçeği ve Beck Anksiyete Envanteri, diyet kalitesi için ise Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 (HEI-2015) kullanılarak 24 saatlik yemek kayıtları kullanılmıştır. Bulgular: Bu araştırmada beyaz yakalı çalışanların %48,9'u, mavi yakalı çalışanların ise %49,4'ü yüksek düzeyde iş stresi yaşadığı bulunmuştur (p>0,05). Beyaz yakalı çalışanların %48,9'unda, mavi yakalı çalışanların ise %39,1'inde kaygı tespit edilmiştir (p>0,05). Beyaz yakalı çalışanların %75,6'sının, mavi yakalı çalışanların ise %72,4'ünün beslenme kalitesi kötü bulunmuştur. Beck Anksiyete Envanteri ve HEI-2015 sonuçları ile iş stresi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,005 ve p=0,030). Mavi yakalı sanayi işçileri, beyaz yakalı işçilere (enerji 1979,1 kkal; karbonhidratlar 261,2±78,61 g/gün) kıyasla daha yüksek günlük enerji (2277,3 kkal) ve karbonhidrat (295,5±77,50 g/gün) alımı olduğu belirlenmiştir (p=0,015). İş stresini etkileyen dikkat çekici beslenme alışkanlıkları arasında atıştırmalıkların ve öğle yemeğinin atlanması yer almıştır (p|Aims: This study examines the relationship between nutritional quality, work stress, and anxiety of individuals working in different positions in industrial organizations. Material and Methods: A total of 132 volunteers, aged 18-65, employed in industries in İstanbul, underwent assessments. The study employed the Work Stress Scale and Beck Anxiety Inventory for work stress and anxiety measurements and the Healthy Eating Index-2015 (HEI-2015) for diet quality, using 24-hour food records. Results: In this research, 48.9% of white-collar employees and 49.4% of blue-collar employees experience high levels of job stress (p>0.05). Anxiety was found in 48.9% of white-collar workers and 39.1% of blue-collar workers (p>0.05). The diet quality of 75.6% of white-collar workers and 72.4% of blue-collar workers was poor. Statistically significant differences were identified when comparing job stress with the Beck Anxiety Inventory and HEI-2015 results (p=0.005 and p=0.030, respectively). Blue-collar industrial workers reported higher daily energy intake (2277.3 kcal) and carbohydrates (295.5±77.50 g/day) compared to white-collar workers (energy 1979.1 kcal; carbohydrates 261.2±78.61 g/day), with significant differences in calorie and carbohydrate consumption (p=0.015). Noteworthy dietary habits influencing work stress included skipping snacks (pÖğe Comparison of Three Nutritional Screening Tools to Predict Malnutrition Risk and Detect Distinctions Between Tools in Cancer Patients Receiving Radiochemotherapy(Routledge Journals, Taylor & Francis Ltd, 2018) Demirel, Birsen; Atasoy, Beste M.The aim of this study was to compare three screening tools for malnutrition in patients with head and neck cancers or central nervous system tumors (CNS) who are undergoing radio-chemotherapy. The study evaluated 124 adult cancer patients. The Subjective Global Assessment (SGA), Mini-Nutritional Assessment (MNA), and Nutritional Risk Screening 2002 (NRS-2002) were chosen to assess the risk of malnutrition. The prevalence of patients at nutritional risk was 31% with SGA, 31% with MNA and 23% with NRS-2002 in all patients. The agreement between SGA and MNA was substantial (k = 0.886, P<0.001); the agreement between SGA and NRS-2002 was moderate (k = 0.713, P<0.001); and the agreement between MNA and NRS-2002 was also moderate (k = 0.795, P<0.001). In subgroup analysis, SGA and MNA substantially (k = 0.973, P<0.001), SGA and NRS-2002 moderately (k =0.722, P<0.001), and MNA and NRS-2002 moderately (k =0.747, P<0.001) agreed in head and neck cancer patients. In CNS tumor patients, SGA and MNA slightly (k = 0.390, P = 0.005), SGA and NRS-2002 fairly (k = 0.457, P = 0.001), and MNA and NRS-2002 substantially (k = 0.878, P<0.001) agreed. The best agreement in tools was observed between SGA with MNA in all patients. Further studies in different tumor groups will enhance our understanding of current tools for malnutrition detection of radiotherapy patient.Öğe İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü (HIV) ile enfekte çocuklarda beslenme(Mersin Üniversitesi, 2023) Afacan, Fatma Öznur; Tipici, Beyza Eliuz; Demirel, BirsenEdinsel immün yetmezlik sendromu, insan immün yetmezlik virüsünün neden olduğu bağışıklık sistemini zayıflatan bir enfeksiyon hastalığıdır. Günümüzde insan immün yetmezlik virüsü ve edinsel immün yetmezlik sendromu çocuklar için önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Birleşmiş Milletler İnsan immün yetmezlik virüsü / Edinsel immün yetmezlik sendromu Ortak Programı 2020 yılı raporlarına göre, insan immün yetmezlik virüsü ile yaşayan çocukların yaklaşık yarısı antiretroviral tedavi alabilmekte ve pediatrik insan immün yetmezlik virüsü enfeksiyonunun tedavisi, kaynakları kısıtlı olan ülkelerde zorlu olmaya devam etmektedir. İnsan immün yetmezlik virüsü ile yaşayan çocuklarda anormal vücut yağ dağılımı, insülin direnci, kemik yoğunluğunda azalma ve lipodistrofi sendromu gibi komplikasyonlar görülebilmektedir. Malnütrisyon ise, hastalığın progresif ilerlemesinde hızlandırıcı bir etkendir ve erken ölüm riskinin artmasına, yaşam kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, insan immün yetmezlik virüsü ile yaşayan çocuklarda beslenme değerlendirmesi ve desteğinin önemli olduğunu bildirmektedir. Bununla beraber Beslenme ve Diyetetik Akademisi, tıbbi beslenme tedavisinin bu popülasyon için rutin bakıma entegrasyonunu desteklemekte ve insan immün yetmezlik virüsü ile yaşayan çocukları hedef alan bireyselleştirilmiş tıbbi beslenme tedavisini önermektedir. Bu derlemede insan immün yetmezlik virüsü ve edinsel immün yetmezlik sendromu ile yaşayan çocuklarda beslenme ile ilişkili klinik sorunlar, antiretroviral tedavinin yan etkileri ve tıbbi beslenme tedavisi hakkında güncel yaklaşımlar incelenmiştir.|Acquired immunodeficiency syndrome is an infectious disease caused by the human immunodeficiency virus, which weakens the immune system. Today, human immunodeficiency virus and acquired immunodeficiency syndrome continue to be an important public health problem for children. According to the United Nations Joint Program on human immunodeficiency virus / acquired immunodeficiency syndrome 2020 reports, nearly half of children living with human immunodeficiency virus can receive antiretroviral therapy, and the treatment of pediatric human immunodeficiency virus infection remains challenging in resource-constrained countries. Complications such as abnormal body fat distribution, insulin resistance, decreased bone density, and lipodystrophy syndrome can be seen in children living with human immunodeficiency virus. Malnutrition is an accelerating factor in the progressive progression of the disease and causes an increase in the risk of premature death and a decrease in the quality of life. The World Health Organization reports that nutritional assessment and support are important in children living with human immunodeficiency virus. However, the Academy of Nutrition and Dietetics supports the integration of medical nutrition therapy into routine care for this population and recommends individualized medical nutrition therapy targeting children living with human immunodeficiency virus. In this review, clinical problems related to nutrition in children living with human immunodeficiency virus and acquired immunodeficiency syndrome, side effects of antiretroviral therapy, and current approaches to medical nutrition therapy were examined.Öğe Ketogenic diet as a successful early treatment modality for SCN2A mutation(Elsevier Science Bv, 2019) Turkdogan, Dilsad; Thomas, Gulten; Demirel, BirsenSCN2A mutations have been described in a very broad spectrum of clinical phenotypes including benign (familial) neonatal/ infantile seizures and early infantile epileptic encephalopathies (EIEE) as Ohtahara syndrome (OS), Dravet syndrome (DS), epilepsy of infancy with migrating focal seizures and West syndrome (WS). Treatment modalities for epilepsy caused by SCN2A mutations mainly consist of sodium channel blockers but ketogenic diet (KD) is also considered as an option of treatment for intractible seizures caused by SCN2A mutations. Because of the wide nature of the heterogeneity of mutations related to SCN2A gene, the clinical phenotypes vary in severity and treatment response to KD has been reported to be controversial. We present a patient diagnosed with OS associated with a novel SCN2A mutation (c.408G > A, p.Met136lle; OMIM (R): 182390) who had a complete resolution of seizures and EEG abnormalities with KD commenced at 39 days of age. As far as we are aware our case is the youngest patient with SCN2A mutation treated with KD with complete resolution of epilepsy at an early age and has been seizure free of antiepileptic medications for a long duration. (C) 2018 The Japanese Society of Child Neurology. Published by Elsevier B.V. All rights reserved.Öğe Mucositis-Induced Pain due to Barrier Dysfunction may have a Direct Effect on Nutritional Status and Quality of Life in Head and Neck Cancer Patients Receiving Radiotherapy(Kare Publ., 2020) Atasoy, Beste M.; Kayhan, Kıvanç Bektaş; Demirel, Birsen; Akdeniz, EsraOBJECTIVE To maintain the barrier function against mucositis-induced pain and to improve the nutritional status and quality of life in head and neck cancer patients during radiotherapy. METHODS All patients (n=30) used oral gel to reduce mucositis-induced pain. Patients were examined weekly for the severity of mucositis, pain and nutritional status. The quality of life parameters was measured at the beginning and at the end of treatment. There was no restriction for pain killers against mucositis. RESULTS The only significant factor affecting the severity and frequency of mucositis was the cumulative radiation dose (p<0.001). Despite the regular use of oral gel, weight loss was observed in 65% of the patients. There was no difference concerning the severity of mucositis, cumulative radiation doses, or mean dose of oral mucosa between patients with no risk or at risk, according to SGA. However, self-assessment pain scores were significantly better in the well-nourished group (p=0.05 vs. 0.015) with better scores for dry mouth (p=0.043), social eating (p=0.006), swallowing difficulties (p=0.001) and communication (p=0.049). CONCLUSION Supporting the barrier function alone does not help to reduce the severity and frequency of mucositis, nor the oral pain in high doses. Mucositis-induced pain may have a direct effect on malnutrition risk and quality of life in head and neck cancer patients. Powerful strategies are required to manage pain due to mucositis during curative radiotherapy.Öğe Quality and Nutritional Value of Functional Strawberry Marmalade Enriched with Chia Seed (Salvia hispanica L.)(WILEY-HINDAWI, 2019-08-14) Özbek, Tuğba; Şahin Yeşilçubuk, Neşe; Demirel, BirsenThe aim of the study was to develop and characterize marmalade having functional food ingredients such as omega-3 fatty acid, dietary fiber, protein, and antioxidants with the addition of chia seed (Salvia hispanica L.). During the development of marmalade formulations, sweetener type and chia content in the strawberry marmalade were decided by two-step sensory analysis. In the first step, four different formulas were prepared separately by using sorbitol, isomalt, commercial Stevie (TM) powder, and isomalt together with sorbitol. The control formula was prepared with sucrose (refined commercial sugar). In the first part of the study, sensorial parameters showed good acceptability for sorbitol. Thereafter, in the second step, marmalades were prepared with 2.5% and 5% (by weight) chia seed including sorbitol. According to sensory panels, sorbitol had the highest acceptance level and the chia seed content was chosen to be used as 5% in the formulations. Chia seed and sorbitol addition increased the phenolic content by 15.45% and the dietary fiber content by 168% and decreased the caloric value by 48% compared to the control prepared with sucrose and without chia seed. The final product had 1.5% omega-3 fatty acid and could be declared as "omega-3 source" in the label. The viscosity of chia-added marmalade was found to be slightly higher than the viscosity of control, even though there was no distinct difference between the two samples. The gel-like character was more dominant in chia-added strawberry marmalade compared to the control. The addition of chia at 5% may contribute to the crosslinking without formation of a gel structure.Öğe Sosyal Medyadaki Beslenme ile İlgili Paylaşımların Yetişkin Bireylerin Yeme Tutum ve Davranışlarına Etkisi(2021) Demirel, Birsen; Sipahi, SimgeAmaç: Bu araştırma sosyal medyadaki beslenmeyle ilgili paylaşımların yetişkin bireylerin yeme tutum ve davranışlarınaolan etkisini belirlemek amacıyla planlanmıştır.Bireyler ve Yöntem: Bu çalıs?ma, Aralık 2017-Kasım 2018 tarihleri arasında I?stanbul ilinde ikamet eden, 25-65 yas? arası 350yetis?kin birey ile yu?ru?tu?lmu?s?tu?r. Çalışmaya katılmayı kabul eden bireylere genel sag?lık bilgileri, sosyal medya kullanımlarınınderlenmesi ve yeme tutum ve davranışlarının belirlenmesinde kullanılan ölçek (YTT-40) uygulanmış takiben katılımcılarınvücut ağırlığı ve boy uzunluğu olmak üzere antropometrik o?lc?u?mleri alınmıs?tır. Kesim noktası 30 puan olarak bildirilen yemetutum ölçeğinin deg?erlendirmesi sonucunda ölc?ekten 30 ve u?zeri puan alan katılımcılar olumsuz yeme tutum davranıs?ınasahip olarak belirlenmiştir.Bulgular: Çalışmadaki kadın katılımcıların %85.4’u? (n=233), erkek katılımcıların %82.9’u (n=117) sosyal medyakullanmaktadır. En sık kullanılan sosyal medya platformunun Instagram olduğu belirlenmiştir. Sosyal medyada paylas?ılanbeslenme konulu paylas?ımlara kadınlar, erkeklere go?re daha ilgilidir (p<0.05). Olumsuz yeme tutum davranıs?ına sahipbireyler, sosyal medyada beslenme konularını daha c?ok takip etmektedir (p=0.003). Bireyler sosyal medyadan etkilenereksu tüketimini arttırmak (%46.3), etiket bilgisine dikkat etmek (%16.6), hazır besin tüketimini azaltmak (%16.6) gibi olumludavranış değişiklikleri (%46.3) geliştirdiklerini bildirmişlerdir. Çalışmadaki bireylerin yalnızca %8.1’i sosyal medyadakibeslenme konulu paylaşımların yeterli bilgiyle hazırlandığını düşünürken, beslenme konulu paylaşımların bilgi düzeyleriniarttırdığına inananların oranı %73.6’dır. Katılımcılar beslenme konulu paylaşımlarda diyetisyenleri (%58.6) en güvenilirbilgi kaynağı olarak ifade etmişlerdir.Sonuç: Bilgi edinmede hızlı, önemli ve etkili bir araç olan sosyal medyada beslenme ile ilgili yer alan paylaşımların, bireylerindavranış değişikliği geliştirmesinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle beslenme ile ilgili paylaşımlar konununuzmanları tarafından yapılmalı ve ilgili kurumlar tarafından denetlenmelidir.Öğe The Effect of Work Stress Levels of Municipal Employees on Nutritional Status, Diet Quality, and Body Mass Index(Gumushane University, 2024) Buz, Emine Hatun; Avuk, Hande Seven; Demirel, BirsenThis study, conducted from January to May 2022, investigated the impact of work-related stress among 384 adult municipal employees (average age: 29.60±7.90 years) in various departments of Zeytinburnu Municipality on their nutritional status, diet quality, and body mass index (BMI). Data collection included participants' sociodemographic details, 24-hour dietary records, anthropometric measurements, and surveys conducted via face-to-face interviews. The surveys utilized the Mediterranean Diet Quality Index (KIDMED) to assess diet quality and the Job Stress Scale (JSS) to evaluate work stress. Results indicated that 58.9% of participants experienced moderate work stress, while 39% reported high levels of stress. The average KIDMED score was 7.76±3.36 points. Notably, female participants scored 7.59±3.00 on the KIDMED, while males scored 8.20±4.17 (p=0.006). On average, female participants had a BMI of 21.57±3.28 kg/m2, while males had a BMI of 26.40±3.04 kg/m2. Among municipal employees, 10.4% were underweight, 56.8% were normal weight, 26.6% were slightly overweight, and 6.3% were obese. Daily energy intake averaged 1624.30±485.03 kcal for women and 1638.14±493.36 kcal for men. The study identified a weak positive association between the job stress scale and KIDMED scores; however, no significant relationship was found between the job stress scale and BMI (r: 0.163, p=0.001; r:0.032, p=0.529). In summary, the research revealed that municipal employees experienced medium to high levels of work-related stress. Additionally, while there was a positive, albeit weak, correlation between Mediterranean diet quality and high work stress levels.|Bu araştırmada, belediye çalışanlarının iş stres düzeylerinin beslenme durumu, diyet kalitesi ve beden kütle indeksi üzerindeki etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma Zeytinburnu Belediyesi’nin farklı birimlerinde görevli, yaş ortalaması 29,60±7,90 yıl olan gönüllü 384 yetişkin birey ile Ocak 2022-Mayıs 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bireylerin sosyodemografik özellikleri, 24 saatlik besin tüketim kayıtları ve antropometrik o¨lc¸u¨mleri, diyet kalitesini saptamaya yönelik Akdeniz Diyet Kalitesi İndeksi (KIDMED), iş stresini belirlemeye yönelik ise iş stresi ölçeği (İSÖ)’den oluşan anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle sorgulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %58,9’unun orta ve %39’unun yüksek düzeyde iş stresine sahip olduğu belirlenmiştir. Akdeniz diyeti kalite indeksi (KIDMED) ortalama 7,76±3,36 puandır. Kadın bireylerin KIDMED puan ortalamasının 7,59±3,00; erkek bireylerin puan ortalamasının 8,20±4,17 olduğu saptanmıştır (p=0,006). Kadın bireylerin BKİ ortalaması 21,57±3,28 kg/m2, erkek bireylerin ise 26,40±3,04 kg/m2’dir. Belediye çalışanlarının %10,4’ü zayıf, %56,8’i normal, %26,6 hafif şişman ve %6,3’ü obez olduğu belirlenmiştir. Bireylerin günlük enerji tüketimi kadınlarda 1624,30±485,03 kkal ve erkeklerde 1638,14±493,36 kkal’dir. İş stresi ölçeği ile KIDMED arasında pozitif yönde düşük düzeyde ilişki saptanmış; ancak, BKİ ile arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (r: 0,163, p=0,001; r:0,032, p=0,529). Bu araştırmanın sonucunda, belediye çalışanlarının iş stres düzeylerinin orta ve yüksek düzeyde olduğu; Akdeniz diyet kalitesi ile yüksek iş stres düzeyinin pozitif yönde, ancak düşük düzeyde ilişkili olduğu bulunmuştur.Öğe THE RELATIONSHIP BETWEEN NUTRITIONAL STATUS AND GLUCOSE TOLERANCE IN PREGNANCY(Istanbul Univ, Fac Medicine, Publ Off, 2021) Yabaci, Merve; Idiz, Cemile; Calikoglu, Fulya; Yuksel, Atil; Omer, Beyhan; Demirel, Birsen; Ozer, EmelObjective: Gestational diabetes mellitus (GDM) is a form of diabetes that appears during pregnancy and can cause both maternal and fetal consequences if left untreated. The aim of this study was to investigate the relationship between the nutritional characteristics of pregnancy and the development of GDM and gestational glucose intolerance (GGIT). Material and Method: Three groups of pregnant women were included in the study. They were grouped according to the results of the oral glucose tolerance test (OGTT-50 g and 100 g) as follows: normal glucose tolerance (NGT, n=60), GGIT (n=60), and GDM (n=60). The demographic characteristics, health conditions, and nutritional habits of the participants were questioned, and a 3-day food consumption record was requested from the patients. Results: Average age, body weight, daily carbohydrate and protein intakes, and the frequency of diabetes history in the family were found to be higher in the GDM and GGIT groups than in the NGT group. It was also found that the amount of fat intake was higher in the GDM group than in the NGT and GGIT groups (p<0.05). According to logistic regression models, age, daily protein, carbohydrate, and fat consumption, not being pregnant before, and having a body mass index (BMI)>25 kg/m(2) before pregnancy were the factors associated with the risk of GDM. Similarly, age, daily protein consumption, having a macrosomic baby, and current smoking were positively associated with the risk of GGIT. Conclusion: The phenotypic characteristics, family history of diabetes, and previous obstetric problems in pregnant women were found to be closely related to GDM or GGIT risk. Special attention should be paid to general health and balanced nutrition, especially in high-risk pregnant women.Öğe Translation, validity, and reliability of NUTRISCORE: the nutrition risk assessment screening test for Turkish cancer patients(Wiley, 2022) Ak, Elif; Demirel, Birsen; Atasoy, Beste M.; Yumuk, Perran FuldenPurpose The aim was to determine the validity and the reliability of the Turkish version of the screening test named NUTRISCORE in cancer patients. Methods The language validity of the Turkish form of the study scale was provided by the translationback-translation method. NUTRISCORE and nutritional risk screening (NRS)-2002, malnutrition screening tool (MST), and European Diagnostic Criteria (EDC) were administered to 240 volunteers in oncology clinics, and receiver operating characteristic curves (ROC) were calculated for the validity and reliability analysis. Cohen's kappa coefficient was used to determine the fit between the screening tests. Results Thirteen experts were consulted for scale content validity, and the content validity index was found to be 0.94. The scale was administered to 67 patients with 4-week intervals for test-retest reliability, and a positive, high-level and statistically significant relationship was found between the two measurements (r = 0.971, P < 0.01). Compared with the reference test NRS-2002, the specificity values of NUTRISCORE, MST, and EDC screening tests were found to be 100%, 83%, and 91%, whereas the sensitivity values of same screening tests were calculated as 85%, 91% and 81%, respectively. According to Cohen's kappa statistics, the kappa agreement between NRS-2002 and NUTRISCORE was 0.88, the kappa agreement between NRS-2002 and MST was 0.34, and it was found to be 0.73 for NRS-2002 and EDC. Conclusion The nutrition screening test named NUTRISCORE showed adequate validity and reliability in Turkish and can detect malnutrition risk of cancer patients treated in oncology clinics as a screening tool.Öğe Yazılı ve Görsel Medyada Diyabet ve Beslenme(2019) Demirel, BirsenMedya, bilgi edinme amacıyla günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Beslenme, doğru bilgiye en zor ulaşılan konulardan biri olmanın yanında en çok aranılan konulardan da biridir. Halkın sağlığını geliştirebilmek için yazılı ve görsel medya bir araç olarak kullanmaktadır. Medya, bireylerin tutumlarını, kanaatlerini, tavır alışlarını şekillendiren ve ciddi anlamda etkileyen birincil kaynaktır. Sağlık bilgisi edinme ile ilgili yapılan pek çok çalışma, kişilerin bilgi kaynağı olarak yazılı ve görsel medyayı, çoğunlukla televizyonda sunulan sağlık programlarını ve sağlık haberlerini izlemekte olduğunu göstermektedir. Diyabetin kontrolünde kullanımının faydalı olacağı ile ilgili pek çok haber yazılı ve görsel medyada yer almaktadır. Pek çok bireyin bu haberlerin etkisi altında kaldığı yapılan çalışmalarla da kanıtlanmıştır. Halkın sağlığını etkileyecek düzeyde yazılı ve görsel medyada yer alan sağlık haberleri çok defa üzerinde titizlikle durulmadan, gerçekliği ve bilime uygunluğu yeterince sorgulanmadan hazırlanmaktadır. Sağlık haberlerinde en az iki kere düşünmek, insanlara sahte umut ya da umutsuzluk vermemek doğru olacaktır. Sağlık haberleri uzman kişiler tarafından paylaşılmalı ve ilgili kurumlar tarafından denetilmelidir.Öğe Yazılı ve görsel medyada diyabet ve beslenme(Beslenme ve Diyet Dergisi, 2019) Demirel, BirsenÖZET: Medya, bilgi edinme amacıyla günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Beslenme, doğru bilgiye en zor ulaşılan konulardan biri olmanın yanında en çok aranılan konulardan da biridir. Halkın sağlığını geliştirebilmek için yazılı ve görsel medya bir araç olarak kullanmaktadır. Medya, bireylerin tutumlarını, kanaatlerini, tavır alışlarını şekillendiren ve ciddi anlamda etkileyen birincil kaynaktır. Sağlık bilgisi edinme ile ilgili yapılan pek çok çalışma, kişilerin bilgi kaynağı olarak yazılı ve görsel medyayı, çoğunlukla televizyonda sunulan sağlık programlarını ve sağlık haberlerini izlemekte olduğunu göstermektedir. Diyabetin kontrolünde kullanımının faydalı olacağı ile ilgili pek çok haber yazılı ve görsel medyada yer almaktadır. Pek çok bireyin bu haberlerin etkisi altında kaldığı yapılan çalışmalarla da kanıtlanmıştır. Halkın sağlığını etkileyecek düzeyde yazılı ve görsel medyada yer alan sağlık haberleri çok defa üzerinde titizlikle durulmadan, gerçekliği ve bilime uygunluğu yeterince sorgulanmadan hazırlanmaktadır. Sağlık haberlerinde en az iki kere düşünmek, insanlara sahte umut ya da umutsuzluk vermemek doğru olacaktır. Sağlık haberleri uzman kişiler tarafından paylaşılmalı ve ilgili kurumlar tarafından denetilmelidir.