Arşiv logosu
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
Arşiv logosu
  • Koleksiyonlar
  • Sistem İçeriği
  • Analiz
  • Hakkında
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
  1. Ana Sayfa
  2. Yazara Göre Listele

Yazar "Kaya, Nilay" seçeneğine göre listele

Listeleniyor 1 - 10 / 10
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Ekphrastic Expression of Western Painting and Cultural In-Betweenness in Evliyá Çelebi's Seyahatname (The Book of Travels)
    (Brill, 2022) Kaya, Nilay
    Ekphrasis, a part of the ancient Greek and Roman rhetorical practices, is, in its most basic sense, the verbal expression of a visual object. Since the description of Achilles' shield in Homer's Iliad, ekphrasis has been a literary practice used for the portrayal of visual artworks through fiction and poetry, as well as in prose written in history, art criticism and travelogues. Ekphrasis is a convenient literary tool for analysing the author's treatment of the object depicted. Ekphrastic studies enable the identification of the author's relationship with objectivity and subjectivity, and the building blocks of the said subjectivity, through literary elements. What kind of fictional language does ekphrasis, which is essentially the act of making the mute object speak, point to, in Evliya celebi's representation? This article will aim to examine the subjective factors, personal taste and cultural positioning that emerge in Evliya celebi's writing practice, mainly in his ekphrastic narration of the Western paintings that he saw in the Balkans and Vienna, which he describes in great detail in his Seyahatndme. It is of the author's opinion that, although Evliya celebi's cultural positioning imposed limitations on his aesthetic perception and ekphrastic narration, he had an admiration for the Western art; and his actual cultural position manifests itself in an in-betweenness in the East-West spiral, which also reflects his unique literary mode.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Gözlerimi Kaparım, Seyahatimi Yaparım: Susan Sontag’ın Alice Yatakta Adlı Oyununda Hayalî Seyahat
    (Istanbul University, 2024) Kaya, Nilay
    Susan Sontag’ın 1993’te kaleme aldığı tiyatro oyunu Alice in Bed (Alice Yatakta), tarihi bir figürü, on dokuzuncu yüzyılda yaşayıp aldığı ayrıcalıklı eğitime ve sahip olduğu yaşam standartlarına rağmen kendini gerçekleştirme fırsatı bulamayan, romancı ağabeyi Henry James ve diğer meşhur ağabeyi psikolog ve düşünür William James’in gölgesinde kalan Alice James’i konu alır. Alice James’in ölümünden sonra yayımlanan günlüklerinden faydalanarak bu oyunu yazan Sontag, ömrünün çoğunu hastalıklarla boğuşarak geçiren Alice James’e Londra’daki hasta odasında, artık yatağa bağımlı olduğu zamanlara odaklanarak ses ve hayat verir. İki sahnesi tamamen Alice’in zihninde geçen oyunun altıncı sahnesi, hayalî bir Roma seyahatini konu alır. Edebiyatta başlı başına bir tür olarak değerlendirilebilecek hayalî seyahat anlatılarına ayrıcalıklı bir biçimde dahil olan bu sahne, on dokuzuncu yüzyılda toplumsal açıdan son derece güvencesiz bir konumda olan kadının özerk bir kimlik inşası çabasına işaret eder.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    I Close My Eyes, and I Travel: Imaginary Travel in Susan Sontag’s Play Alice in Bed
    (Istanbul University Press, 2024) Kaya, Nilay
    Susan Sontag’s 1993 play Alice in Bed focuses on Alice James, a historical figure from the 19th century who, despite having a privileged education and lifestyle, was unable to fulfill her own dreams. She lived in the shadow of her novelist brother Henry James and her other famous brother, psychologist, and thinker William James. Drawing from Alice James’ diaries published posthumously, Sontag breathes life into her, concentrating on the times when she was bedridden in her sickroom in London, having struggled with illness for most of her life. The sixth scene of the play is set entirely in Alice’s mind and depicts an imaginary journey to Rome. This scene can be considered as a distinct genre in literature, is privileged in narratives of imaginary travel, and points to the efforts a socially very precarious woman in the 19th century made to construct an autonomous identity. © 2024, Istanbul University Press. All rights reserved.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Immortal Love: Metin Erksan Reimagines Wuthering Heights
    (Routledge Journals, Taylor & Francis Ltd, 2019) Kaya, Nilay; Tekcan, Rana
    This article aims to look at a Turkish film adaptation of Emily Bronte's Wuthering Heights. The 1966 black-and-white film, directed by the renowned director Metin Erksan, carries the story to a farm on the hills of Bosphorus, Istanbul. Although Erksan emphasizes the issue of class in the film, he is particularly interested in recreating the novel's atmosphere in his own cinematic language. A director very much drawn to dark, destructive love stories throughout his career, Erksan manages to capture 'the spirit' of the novel with the help of his two lead actors. Immortal Love is an example of the avant-garde, at the crossroads of the national and the universal. It is an affirmation of the novel's seemingly endless appeal and inspiration.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Karşılaştırmalı edebiyatın deniz feneri’ne: Jale Parla’ya armağan
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2023-06-05) Kaya, Nilay
    [Abstract Not Available]
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Karşılaştırmalı Edebiyatın Deniz Feneri’ne: Jale Parla’ya Armağan
    (2023) Kaya, Nilay
    [Abstract Not Available]
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Otuz Yıl Savaşları Süresince Alman Coğrafyasında Gerçekleşen Sivil Şiddetin İzlerini Ego-Dokümanlarda Sürmek
    (Esengul Kara, 2026) Kaya, Nilay
    Otuz Yıl Savaşları (1618-1648), Avrupa’nın demografik, ekonomik ve toplumsal yapısını derinden sarsmış ve özellikle sivil halkın maruz kaldığı aşırı şiddete dayalı vakalarla hafızalara kazınmıştır. Weißen Berg, Breitenfeld, Lützen ve Magdeburg katliamı gibi çarpışmalar sadece askerî değil, sivil halkları hedef alan yoğun yıkımları da beraberinde getirmiştir. Bu savaş sürecinde hırsızlık, yağma, tecavüz, işkence gibi şiddet biçimleri hem düşman hem de müttefik orduların sivillere yönelik uygulamalarıyla gündelik yaşamın bir parçası hâline gelmiştir. Dahası, sivillerin de askerî unsurlara yönelik şiddet vakaları göz ardı edilemez. Bu çalışma, söz konusu şiddetin bireysel tanıklıklar üzerinden izini sürmektedir. Günlükler, hatıratlar, vaaz metinleri gibi "ben-anlatıları", hem makro tarih anlatılarında kaybolan yerel deneyimleri görünür kılmakta hem de propaganda metinleriyle etkileşimlerini ortaya koymaktadır. Bu makalede Hans Heberle, Volkmar Happe, Peter Hagendorf ve Anna Maria Junius gibi farklı sınıflardan kişilere ait ego-dokümanlar hem şiddetin algılanış biçimlerini hem de fail, kurban ya da tanık olarak sivillerin bu süreçteki konumlarını anlamak üzere incelenecektir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    The Drama of Ekphrastic Affect: Sculpture in Evilya Celebi's The Book of Travels
    (Univ Illinois Press, 2019) Kaya, Nilay
    [Abstract Not Available]
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    The Other Language and the Others in Language in Pier Paolo Pasolini’s Play, I Turcs tal Friùl (The Turks in Friuli)
    (Istanbul University Press, 2025) Kaya, Nilay
    Pier Paolo Pasolini (1922-1975) is still mostly recognised outside Italy as a film director and a provocative intellectual figure. International studies on his works, particularly the poems and plays he wrote in Friulian, a language other than standard Italian, have not been sufficiently explored in academic research. Pasolini’s 1944 work, the play called I Turcs tal Friùl (The Turks in Friuli), stands out as an extraordinary text among his early works. The Friulian language, recognised as a minority language by the Italian government, holds a special function for Pasolini. By writing in Friulian instead of standard Italian, Pasolini makes a shift from a "national language" to a "regional/ minority language," and this is a translingual act. The question of how Turks, who are the "cultural others" coming from outside, are represented in the play written in an "other language" can also be examined together with this topic and operates within a transnational framework." In this play, it will be observed that Pasolini creates a passage between the two “other” doors he opens consecutively, remaining faithful to his poetic and political stance. © 2025. Kaya, N.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Transilvanya’dan İstanbul’a: Bir Global Gotik Örneği Olarak Ali Rıza Seyfi’nin Kazıklı Voyvoda’sı
    (Cappadocia University Press, 2021) Kaya, Nilay
    Türk folkloru alanında yapılan son çalışmalar, vampir figürünün çeşitli arkaik Türkçe isimlerle İslam öncesinden Osmanlı İmparatorluğu dönemine, Anadolu topraklarından Orta Asya’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığını göstermektedir. Türk edebiyatındaki ilk yazılı vampir anlatısı, on yedinci yüz-yıl Osmanlı seyyahı Evliyâ Çelebi’nin Seyahatnâme’sinin yedinci cildinde yer alır. Evliyâ Çelebi, bir grup Abaza “cadı”nın ve Çerkes “obur”unun Kafkasya semalarındaki savaşını birinci elden bir deneyim olarak aktarır. Bunun yanı sıra, Osmanlı İmparatorluğu döneminde çeşitli vampir avı vakalarına ilişkin fetvaların bildirildiği tarihî belgeler, gazete haberleri ve masârif defterleriolma-sına rağmen, vampirler, Batılı vampir modeli olan Dracula dünya edebiyatında sahneye çıkana kadar Türk edebiyatında kendilerine bir yer bulamamışlardır. İrlandalı yazar Bram Stoker’ın Dracula’sı (1897) Türk romancı Ali Rıza Seyfi ta-rafından 1928’de Kazıklı Voyvodaadıyla serbest bir şekilde uyarlanmıştır ve Türk edebiyatının ilk vampir romanı sayılır. Stoker’ın vampir figürü ve genel-likle vampirler dünya edebiyatında çoklu metaforlar olarak kullanıldığı gibi, Ali Rıza Seyfi’nin “Kont Drakola” figürü, Türk milletine yönelik olası bir tehdi-din yol açtığı karmaşık ve kolektif bir korku metaforudur. Stoker’ın Transilvan-yalı vampir hikâyesinin bu yeniden anlatımı, hem imparatorlukmerkezi ile çevredeki Balkan uluslar arasındaki tarihî çatışmayı hem de, Kazıklı Voyvoda’nın Cumhuriyet’in çok erken döneminde yazıldığı göz önünde bulunduruldu-ğunda, yeni cumhuriyet olgusunun ruhunun kalıcılığını korumayı sorun edi-nir. Bu makalede, Ali Rıza Seyfi’nin Batı dünyasının sömürge sonrası kor-kusu olarak çokça analiz edilen vampir Dracula figürünü nasıl yerelleştirdiğini incelemek amaçlanmıştır. Ali Rıza Seyfi’nin milliyetçiliğin “ölmeyen” korkula-rını Batı’dan ödünç aldığı popüler vampir figürü ve edebî kalıplar aracılığıyla tersine bir ideolojiyle işleyişi gösterilmiştir.

| İstanbul Bilgi Üniversitesi | Kütüphane | Rehber | OAI-PMH |

Bu site Creative Commons Alıntı-Gayri Ticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile korunmaktadır.


Eski Silahtarağa Elektrik Santralı, Eyüpsultan, İstanbul, TÜRKİYE
İçerikte herhangi bir hata görürseniz lütfen bize bildirin

DSpace 7.6.1, Powered by İdeal DSpace

DSpace yazılımı telif hakkı © 2002-2026 LYRASIS

  • Çerez Ayarları
  • Hakkında
  • Son Kullanıcı Sözleşmesi
  • Geri Bildirim